Konservatuarın çalgı yapım bölümünü bitiren luthier (keman yapımcısı)Ahmet Hakan Kalkan ve Hakan Volkan Korkmaz’ın sanki sinirleri yok… Çünkü keman stresle yapılmıyor… Huzur istiyor…
Büyük Kardiçalı Han’a girdiğinizde önce kasvet veren havası sarıyor sizi. İzmir’in içinde başka dünyalara gitmiş gibi oluyorsunuz. Bir zamanların görkemli binası. 1923’de örnek bir yapı olarak gösterilen Antika asansörü en üst katta kalmış, çalışmıyor... Koca merdivenden birinci kata çıkınca “Atölye f” ile karşılaşıyorsunuz. İçeri girdiğinizde ise Büyük Kardiçalı Han’ın esrarengiz ortamına siz de dalıyorsunuz!
“Atölye f” öyle sıradan bir yer değil. İzmir’in göbeğindeki bu atölyede iki genç adam keman imal ediyor. Yanlış okumadınız, gerçekten keman yapıyorlar. Ben de yanlış görmedim, gözümün önünde onlar keman yapıyordu. Hakan Volkan Korkmaz ile Ahmet Hakan Kalkan Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarı Çalgı Yapım Yaylı Sazlar Bölümünü bitirmişler. Galiba Dünya’nın en uzun okul adı bu! Onlar sınıf arkadaşı. Beraber yola çıkmışlar. Ahmet Hakan keman, Hakan Volkan kemanı ve ailesini profesyonelce imal ediyor. . Zaten bu enstrümanları çalmasını bilmeden keman yapılır mı? Yarattığım aletin sesi nasıl çıkacak diye bakar insan… okulda bu iki arkadaş Türk müziği, Batı müziği, teknik resim, süslemecilik, alet, edevat dersleri gördükten sonra, Onların naturası tam tamına keman yapımına uygun… Bırakın okulda öğrendiklerini, elleriyle öyle hassas bir iş yapıyorlar ki, sinirlerinin alınmış olması gerekir. Keman yaparken ortalıkta stresin kokusu bile olmayacak. Kızgın olmayacaksın. Ruhun dingin olacak. Kafan karışık olmayacak. Bir sürü psikolojik şartın yerinde olması gerekiyor ki yaptıkları keman tartışmasız olsun. Onların gayreti de işte bu mükemmelliğe ulaşmak için. Bu yüzden bakıyorsunuz ikisi de biyonik adam gibi. Fazla konuşmuyorlar, lüzumsuz hareket etmiyorlar, akılları fikirleri ellerindeki kemanın yapım aşamasında. Derler ki, bütün zamanların en iyi kemanlarını Antonio Stradivarius yapmış. Onun da kendine göre keman yapımında sırları varmış, bir kenara yazmamış, kafasında tutmuş. Öldükten sonra ancak bir nesil daha sürmüş bu olağanüstü iş, sonra da yok olup gitmiş. Yine derler ki Stradivarus ustanın en büyük sırrı kemanlarındaki cilaymış. “Atölye f”nin içinde de bana sanki Stradivarus’un ruhu dolaşıyormuş gibi geldi. Neden mi, Korkmaz ve Kalkan arkadaşların tavırları yaratıyordu bu ilginç olayı… Onlar da cilalarını kendileri hazırlıyormuş. Kendilerine has cila formülü yaratmışlar. En iyisi mi, bilinmez. Kendilerine güveniyorlar. İki-üç aya emek verdikleri kemanlarını 2-5 bin liraya satıyorlarmış. Bu kadar emeğe, titiz çalışmaya karşı az gibi geldi…
Bu iki sinirsiz arkadaş keman yapmaya önce bekletip kuruttukları Akçaağaçlarla başlıyor. Aman dikkat, ağaçlar kesinlikle fırında kurutulmuyor. Kendi kendilerine kuruyacakmış. 10, 20, 50 yıl da olsa burası böyle. Duvarda keman kalıpları asılı… Arkadaşlar Gıuseppe Guarneri Del gesu 1734 veya Antonio Stradivarius 1715 modelleriyle çalışıyor. Bu model kalıplar işin ilk adımı. Önce akçaağaçtan kemanın kenarları ve alt kapağı yerleştiriliyor. Akçaağaç Türkiye’de Karadeniz Bölgesi’nin dağlarında yetişiyor… Belki de kemana o hırçın sesi Karadeniz’in hırçın iklimi veriyordur… Daha sonra ladin ağacından üst kapak yerleştiriliyor. Abanozdan klavye, burgular monte edildikten sonra esas çocuk geliyor. Yani cila…
Bütün bunlar mini mini aletlerle, milimetreden küçük ölçülerde parçalarla yapılıyor. Parmak kadar rendelerini, kretuvar dediğimiz kesici aletlerini bile kendileri yapıyor. Çünkü, bu aletler ülkemizde satılmıyor… Duvarda gördüğüm yuvarlak bir ağaç parçasının üzerinde 5.8 mm yazıyordu. Ben “Bu parça da 6 milimlik” deyince hemen itiraz geldi “O, 5.8 mm’dir” diye… Sustum… Bu kadar hassasiyete biz pek gelemeyiz…
“Atölye f”den çıkarken, her şey bir yana keman hakkında duygusal bir şey öğrendim. O enstrüman gözümde insanlaştı. Her keman çalan kendi enstrümanıyla bütünleşirmiş… Sadece kendinin duyduğu bir sesi varmış o aletin. O sese de “ağacın notası” derlermiş… Kısacası aşk gibi bir duyguymuş… ve bu atölyede sadece el yapımı enstruman bulursunuz...(basından bir alıntı)